Rss Feed

  1. nuri bilge ceylan



    Kış uykusu...
    Şu ara hepimizin övgüyle söz ettiği, kimimizin izleyip, kimimizin henüz kendini izlemeye hazır hissetmediği, Nuri Bilge Ceylan filmi... Ki, yazının bundan sonrasından NBC olarak anılacaktır kendisi.

    Bundan 1 ay kadar önce, telefonlarımıza düşen tweetlerle öğrendik Cannes' dan gelen güzel haberi. Soma faciasının ardından, acımız hala tazeyken, az da olsa, ülkece gururlanmıştık bu ödüle. Zaten son yıllarda ülkece yaşadığımız acılar öyle çok ki, nadir de olsa gelen sevinçlere kayıtlı kalabilmemiz bile adeta bir mucize!

    Ben haberi aldığımda, filmin yarıştığını dahi hafızamdan silmiştim. Evet bir ara adaylıktan çekildi dedikodularını okumuştum ama sonrasını takip bile etmemiştim.. 

    NBC, dürüst olmam gerekirse, çok da sevdiğim bir yönetmen değildir. Benim gözümde fotoğraf sanatçısı olarak çok daha başarılı olmuştur. Filmlerini ise, fotoğraflarını birleştirip vizyona sokmuş edasıyla izlemişimdir. Filmlerinin teknik yönünü, kullandığı renklerin muazzamlığını ve konumlandırmalarını elbet de başarılı bulmuşumdur ama bu alandaki övgüsü, belki başka bir post konusu olabilir. 
    Şimdiye dek izleyiciyle buluşan 8 filminden sadece ''Üç Maymun'' benden geçer not almıştır. Sanırım o filmde tüm yönetmenlik kabiliyetini, Yavuz Bingöl' ü aktör haline getirerek harcamış ve Cannes'dan da ''En İyi Yönetmen'' ödülüyle dönerek, tutkuyla sevdiği yalnız ve güzel ülkesine bunu başardığını ispatlamıştır.

    Üç Maymun dışında çoğunluğun sevdiği diğer bir filmi de ''Bir Zamanlar Anadolu' da'' olmuştur ki o filmle yine Cannes' dan Jüri Büyük Ödülü' nü kucaklamıştır.

    ''Uzak'' ve ''İklimler'' in de Cannes' da yarıştığını düşünürsek, NBC 'ın Altın Palmiye'yi yıllardır kafasına koyduğunu ve neredeyse tüm kariyerini buna odakladığını rahatça söyleyebiliriz, tabi mutlu sonun gelmesinin de rahatlığıyla.

    Velhasıl, sonunda filmin 3 saat 17 dakika olan süresini göze alarak sinema salonundan içeri, ayaklarım az biraz geri geri gitse de bugün girebildim! Göze alarak dememin sebebi, filmin ardından geçmek bilmeyen ve nihayetinde bir ağrı kesiciyle sonlandırdığım 6 saatlik baş ağrımla açıklanabilir belki.

    Filmin tanıtımında paylaşılan konu:

    Aydın (Bilginer) emekli bir oyuncudur; aktörlüğü bıraktıktan sonra Orta Anadolu'da kendi halinde küçük bir otelde çalışarak günlerini geçirir. Hayatında ise iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk olan genç karısı Nihal (Sözen) ve boşanmış olan kız kardeşi Necla (Akbağ). Kışın bastırması ve kar yağışının artması bu küçük taşrada en çok Aydın'ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder.

    Elbette spoiler vermeyeceğim fakat konunun pek de bu olduğunu da söyleyemeyeceğim. Keza Aydın, yer yer geçmişteki başarılarının övüncünü hala dillendiren, baba yadigarı otelinde ise sadece hayatı erteleyen bir karakter. Hayatından da gayet memnun aslında. Problemse, çevresindeki insanların ondan memnuniyetsizliği diyebilirim! Çünkü herkesin içten içe bir derdi var Aydın'la ve çoğu da maddi...

    Kısacası film tamamen Aydın' ın merkezinde ilerliyor ve olaylara objektif de olsa, Aydın' ın çerçevesinden bakıyoruz. Genç eşine içten içe sinir oluyor, ablasını gereksiz buluyoruz. Davalı olduğu kiracısına ise biz de kızıyoruz.

    Fakat NBC, filmin ortalarına doğru yavaş yavaş Aydın' ın çerçevesinden çıkartıyor bizi ve bu sefer neden çevresindeki insanların Aydın'a bu şekilde davrandıklarını anlamaya başlıyoruz.


    Filmin yıldızı, elbette ki, Haluk Bilginer. Zaten film, daha önce de belirtitğim gibi Aydın' ı anlatıyor. İyi fakat oldukça tiyatral bir performans sergilemiş ne yazıkki. Özellikle Demet Akbağ ile geçen ikili diyaloglar keyifle izlense de, tiyatroda insan gerçekçiliği izliyormuşuz havasında geçiyor. Filmi izleyenlerin de ortak noktası, bu sahnelerin fazlaca uzun ve didaktik tutulması.

    Demet Akbağ' ı yardımcı kadın oyuncu kontenjanında, isminin hatırına izliyoruz.
    Melisa Sözen, oldukça toy ve başarısız kalmış.
    Nejat İşler de olmasa da olurmuş diyor insan.
    Bu üç isim yerine başka isimler oynamış olsaydı, eminim sonuç çok da farklı olmazdı.

    Fakat... Aydın' ın yardımcısı olan, aynı zamanda otelin işlerini üstlenen Hidayet için aynı durum geçerli değil.
    Ayberk Pekcan' ın canlandırdığı Hidayet, belki de filmin tek doğal karakteri.

    NBC filminden bahsederken, görselliği atlamak olmaz. Diğer filmlerinin aksine bu sefer çok fazla efekt kullanmamış, kullandığını da berbat etmiş. Hele filmin başında bir duman efekti var ki... Sadece bu alanda staj yapan gençler, o da ilk filmlerinde ancak bu kadar kötü iş çıkarır.
    Öte yandan, yine fotografik sahneler keşke orada ben de olsam dedirtiyor tabi insana ama daha önceki filmlerindeki kadar izleyicinin gözüne sokmuyor bunu. Yönetmen bunu arka planda ve yeteri kadar yapmayı bu defa başarmış.

    Toparlarsak... Aslında yazılacak daha çok şey var film hakkında ama spoiler vermeme kaygım yüzünden yazamıyorum. Sadece ek olarak şunu da belirtebilirim ki, sonunda bir uyanış söz konusu... Bu uyanışın neyden geldiği, neyin sebep olduğu ya da amacına ulaşıp ulaşmadığı maalesef muallakta ve başımı 6 saatten beri ağrıtan durum da zaten bu!

    Kimi eleştirmenlerin aksine, Nuri Bilkge Ceylan imzalı Kış Uykusu' nın hala bir olgunluk eseri olduğunu düşünmüyorum. İlk filmlerindeki senaryo yetersizliği, iki mesleği birbirine karıştırma meselesi ya da üstün körü karakter analizlerini çoktaaan aşmış, ama... hala istediğini tam anlamıyla anlatamadığını düşünüyorum.

    Sinema bir deneyim işi. Kimi yönetmenler ilk eserleriyle öyle başarılar yakalar ki, sonrasında çıtayı hep yüksek tutmak zorunda kalır ve kariyerlerine başarısızlıkla noktayı koyarlar.
    Kimileriyse, NBC gibi, yavaş yavaş öğrenir, kendini geliştirir ve son noktayı unutulmaz kılarlar.

    Belki bir sonraki filminde gelir o nokta, kimbilir?






    |


  2. 1 yorum:

    1. durubaby dedi ki...

      Merhabalar Ece'cim,
      Filmi bende izledim. Bahsettiğin diyalog sahnelerinin filmin Fransa - Türkiye - Almanya ortak yapım olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Daha önce hep ülkem insanının, siyasi yada coğrafya şartları ile ilgili sorunları konu olur, bu sorunları yaşayan genelde kırsal kesim insanımız hep az ve öz konuşur, ifade etmek istenen duyguyu mimikleri ve bakışları ile ifade etmeye çalışırdı. Şimdiye kadar izlediğim Türk festival filmleri gibi değil de uzun soluklu , bol diyaloglu bir Fransız festival filmi izliyormuşum izlenimi vardı. Ve evet bende pek çok karede o anda orada olmayı isterdim diye içimden geçirdim ki bir Eskişehir'linin kar manzarasına hayran kalıp orada olabilseydim demesi de değişik bir durum :) Yazında filmin beklentini çok karşılamadığını hissettim. Ama olsun o bizim çok uzun bir süre sonra gelen ödüllü filmimiz. Sahip çıkalım :) Bir de at ve tavşan sahnesi ile ilgili açılan bir dava var. Onun sonucunu da merak içinde bekliyorum.
      sevgiler...

    Yorum Gönder